Arthur Gordon Pym'in Öyküsü

Arthur Gordon Pym’in Öyküsü

Denizcilik, macera, gemi seyahatleri ile ilgili kitapları sevenlerin kesinlikle bayılacağı bir kitap AGPYÖ. Hatta bu türde korsan filmleri macera filmleri sevenlerin de okurken muhtemelen o tarz sahneler gözünün önüne gelir. Roman, hikayenin baş kahramanı Arthur Gordon Pym‘in ağzından Poe‘ya gönderilen yazılardan yola çıkarak yazılmış.

Bendeki kitap Ayraç Yayınevi‘nin 1999 basımı, çevirmen Hasan Fehmi Nemli. Bir sahaftan almıştım ve okuduktan sonra incelerken ilk baskısı olduğunu gördüm.

Eser, Arthur Gordon Pym‘in yaptığı deniz yolculukları, yaşam savaşı, gördüğü yamyamlıklar, isyanlar gibi pek çok macerayı anlatıyor. Kitabı aslında üç bölüme ayırabiliriz. Maceraya başlanan Grampus adlı gemi, ikinci kısım Jane Guy adlı gemi ile olan maceralar ve son olarak da Güney kutbuna yakın bir adada geçen maceralar.¹

Sürükleyici bir anlatım var kitabın. Özellikle akla hayale sığmayacak olayların yaşanması ve baş kahramanın bir şekilde hayatta kalması çok güzel bir kurguyla anlatılıyor. Bu kısımdan sonrası romanın içeriği ile ilgilidir, okumayanlar için spoiler uyarısı vererek devam ediyorum.

Arthur Gordon Pym, 16 yaşında eğitimini devam ettirmek için New Bedford‘a gelir ve burada yurt arkadaşı Augustus‘un denizcilik hikayeleriyle kendin geçer. Tatil dönemi geldiğinde ailesini kandırarak bir şekilde Augustus’un babasının kaptanı olduğu Grampus adlı gemiye gizlice biner ve Güney kutbuna doğru hareket eden geminin deposunda gizlice yolculuğa başlar. Augustus depoda güzel bir yer, bir süre yetecek yiyecek ve içecek ayarlamıştır. Fakat işler ikisinin de istediği gibi gitmez. Augustus babasına Pym’in durumunu açmaya fırsat bulamadan ikinci kaptan ve aşçı önderliğinde bir isyan patlar ve çatışmalar sonucu kaptan ağır yaralı olarak ölenlerle birlikte bir sandala konur ve açık denize bırakılır.

İsyan sonunda Augustus ölmemiş ve kendisine sahip çıkan ve hatta iyi de davranan bir isyancı Dirk Peters tarafından korunmuştur. Bütün bunlar olurken Pym artık ölmek üzere hala depodadır. Bu sıralarda isyancılar da kendi içinde iki gruba ayrılmış ve Peters’ın olduğu taraf gittikçe zayıflamaktadır. Sonunda Augustus, Peters’a Pym’den bahseder. Peters kendi tarafında bir kişi daha olacağını düşünerek bu durumu olumlu karşılar. Bir şekilde -hayalet efsanelerini- kullanarak zaten oldukça sarhoş olan isyancıları öldürürler ve toplamda 4 kişi kalırlar.

İşler bu andan itibaren iyice trajikleşir. Önce büyük bir fırtına sonucu gemileri batma noktasına gelir, ardından da günlerce yiyecek bulamazlar. Aç geçen günlerin ardından bu dört kişi aralarından birini öldürüp yemeye karar verir. Pym uzun üç uzun bir kısa çöp ayarlar ve sırayla çöp çekerler. Bu trajik şans oyununu gemide öldürmedikleri isyancılardan Parker kaybeder ve hiç itiraz etmeden kaderine razı olur. Bir süre Parker’ın parçaları ile idare ederler fakat yine açlık ve susuzluk dayanılmaz noktalara gelir. Kan kokusu alan köpek balıkları da cabası. Yine bu sıralarda zaten yaralanmış olan Augustus hayatını kaybeder. Şimdi gemiz enkazında iki kişi kalmıştır: Pym ve Peters.

Bir müddet sonra hayatlarını bir kez daha değiştirecek olan Jane Guy adlı gemi canlı kalan bu iki kişiyi kurtarır. Jane Guy Güney kutbuna keşif gezisi yapan bir gemidir. Bulduğu çeşitli hayvanları avlayarak derilerini, yağlarını alıp uygun pazarlarda satar. Bir süre bu gemiyle ufak tefek keşif ve macera yaşadıktan sonra iyice güneye kutbun merkezine giderken iklimi daha müsait bir kara parçasıyla karşılaşır ve karaya çıkarlar. Adada adanın yerli halkı vardır.

Ada yerlileri her ne kadar dost canlısı görünse de tedbiri elden bırakmadan burada bir süre kalırlar ve takas usulüyle çeşitli hayvan derilerini alırlar. Ada şimdiye kadar görmedikleri kadar gariptir. Hiç görmedikleri bitki ve hayvan türleri vardır. İçtikleri su ve ırmaktan akan sular bildiğimiz suyun aksine daha yoğun kıvamlı ve renklidir. Gezilerden birinde ada yerlilerinin tuzağı sonucu mürettebatın neredeyse tamamı toprak kayması ölür. Peters ve Pym ise tesadüf eseri bir dağ fındığını incelerken düştükleri bir mağarada sağ kalır. Mağarayı incelerken duvarlarda hiyeroglifi andıran fakat daha sonradan doğal olarak oluştuğuna inandıkları bazı şekillerle karşılaşırlar. Bir süre boyunca bu mağaradan çıkmaya gayret ederler. Bu esnada yerliler gemiyi yağmalamış ve kalanları da ateşe vermiştir.

Mağaradan çıktıklarında gemisiz ve yalnızlardır. Üstelik yerliler tarafından fark edilmeleri de an meselesidir. Beklenen olur ve küçük bir grup yerli bunları farkeder, neyse ki Peters onlara nazaran çok daha iri ve güçlüdür. Grubu halledip yanlarına da bir esir alırlar. Adadan kaçmak için rehberlik eden bu esirle birlikte kanoların yanına varırlar. Takip edilmemeleri için kanolara zarar vererek bir kanoyu alıp daha güneye doğru açılırlar.

Güneye doğru 7-8 gün yol alırlar. Yol aldıkça pek çok garip olay yaşanmaya başlar. Kutbun merkezine doğru, aurora borealis başlar, bulutlar değişir, su sıcaklığı el değmeyecek seviyelere gelir ve beyaz küle benzer bir madde üzerlerine yağmaya başlar.

Tekne ilerledikçe önlerindeki karanlık açılarak onlara yol vermektedir. Birden karşılarına çok büyük ve beyaz kefenli bir figür çıkar. Aynı anda yanlarında getirdikleri yerli ölür.²

Roman, not kısmında yer alan “Onu tepelerin içine, intikamımı da kayalar içindeki tozların üzerine kazıdım” sözüyle biter.

Eserin bir sona ulaştırılmaması bu iki kahramanın yine bir şekilde hayatta kaldıkları ve maceraya devam ettikleri düşüncesi uyandırıyor ben de. Pek çok yazar da benim gibi düşünmüş olacak ki devam romanları yayınlanmış. Jules Verne‘nin Buzlar Sfenksi de bu devam romanlarından en bilineniymiş. (Arka kapaktan)

Kitabı okurken bazı kısımların beni biraz sıktığını söylemeliyim. Bunlardan birisi kutuplarda yaşayan bazı hayvanlar hakkında uzun uzun ayrıntılı bilgiler verilmesiydi. Yine denizcilik ve gemicilik terimlerine aşina olmayanların anlayamayacağı bazı terimler de var. Bunların anlamlarını bilmezseniz orada anlatılan bazı olaylar havada kalıyor. Kelime kullanıldığı an ne olduğunu kabaca araştırmakta yarar var. Küpeşte nedir, uskuna nedir az çok bilmek iyi olur. Bir de biraz coğrafyaya hakim olmak gerek. Yer isminden çok enlem ve boylam verildiği için tam olarak tahayyül etmek zor. Bu yüzden aşağıda kahramanımızın yol aldığı güzergahı gösteren haritayı bırakıyorum.

¹ Arthur Gordon Pym’in Öyküsü, Edgar Allen Poe, 1838.

² Bu paragraf vikipedi’den. Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü